Anasayfa / Blog / Aliya İzzetbegoviç

Aliya İzzetbegoviç

Aliya İzzetbegoviç ve Liderliği

Bosna’yı batılılar için sözde tehlikeli hale getiren etkenlerin başında şüphesiz  Aliya İzzetbegoviç geliyordu.
İzzetbegoviç, dindar bir Müslümandı. Saraybosna’da yüksek öğretim gördüğü süre boyunca konferanslar vererek, yazılar yazarak halkın manevi olarak bilinçlendirilmesinde aktif rol oynadı. Tavırları Tito Yugoslavyası’nda “rahatsızlık” kaynağı olmuştu. 1949’da “Genç Müslümanlar” oluşumu içindeki faaliyetleri nedeniyle totaliter rejim tarafından 5 yıl hapse mahkum oldu. 1970 yılında ünlü “İslam Bildirisi”ni yayınladı. Tüm dünya Müslümanlarına uyanışın ve yeniden dirilişin çağrısını yaptı. 1980 yılında yazdığı “Doğu ve Batı Arasında İslam” adlı eseri büyük yankılar uyandırdı. İzzetbegoviç, daha sonra İngilizce’ye ve Türkçe’ye de çevrilen bu kitabında, dünyadaki mevcut sistemleri inceliyor, hepsinin açıklarını, yanlışlarını ortaya koyuyor ve insan için en uygun sistemi gösteriyordu: İslam ahlakı. Bu hareketi, yeniden komünist rejimin sert tepki göstermesine neden oldu. Ve İzzetbegoviç Yugoslavya’nın en kötü hapishanesinde 14 yıl hapse mahkum edildi.
Aliya İzzetbegoviç

Ülkedeki en güçlü Boşnak partilerden olan Demokratik Eylem Partisi’ni (SDA) 1990’da kuran Aliya İzzetbegoviç, Bosna Hersek‘de 1992-1995 yılları arasındaki savaşta da halkına önderlik etti. Savaşı bitiren Dayton Antlaşması’nı 21 Kasım 1995 tarihinde imzalayan Aliya İzzetbegoviç, bu anlaşmayla halkına uluslararası arenada tanınan bir devlet ve bayrak bıraktı.

Rahatsızlığı nedeniyle Ekim 2000’de devlet başkanlığı görevinden çekilen Aliya İzzetbegoviç, 19 Ekim 2003’te hayata gözlerini yummuştur.

Aliya İzzetbegoviç ‘in Söylediği Tarihe Geçmiş Sözler:

Aliya İzzetbegoviç

  • Allah’a yemin ederim ki biz köle olmayacağız.
(Mezar taşının en altında.)
  • Aslına bakarsanız içinde yaşadığımız mekan ve çağdan dolayı bir katliam beklemiyorduk. Yaşadığımız mekan, Avrupa. İçinde bulunduğumuz çağ, 20. yüzyılın sonuydu.
  • Ben Avrupa’ya giderken kafam önümde eğik gitmiyorum. Çünkü çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik. Çünkü hiçbir kutsal yere saldırmadık. Oysa onlar bunların tamamını yaptı. Hem de Batı’nın gözü önünde; Batı medeniyeti adına.
  • Ben Müslümanım ve Müslüman olarak kalmaya kararlıyım. Bu hayatımın sonuna kadar böyle devam edecek. Çünkü İslam benim için iyi ve asil olmanın en doğru ifadesidir.
  • Bir kelimeyi hiç aklınızdan çıkarmayın: Devlet. Devletin ne kadar önemli olduğunu hepimiz idrak etmeliyiz. Devletsiz bir millet boşluğa düşer, rüzgarda savrulup gider.
  • Bize saldıranlar, Hazreti İsa’nın bütün sözlerini çiğnemişlerdir. Irza tecavüz, masumları katletmek hiçbir dine sığmaz. Onlar cani ve sadece canidir. Bunu aklınızdan çıkarmayın.
(5 Ekim 2002 seçimlerinden önce SDA kongresinde.)
  • Bizi, yok etmekle tehdit ediyorlar; ama bilsinler ki Müslümanlar yok olmayacaktır.
  • Bu adil bir barış olmayabilir fakat süren bir savaştan daha iyidir.
(Bosna Savaşı’nı bitiren Dayton Anlaşması’nı imzalarken.)
  • Din hurafeleri yok etmezse, hurafeler dini yok eder.
  • Dünya üzerindeki Müslümanların vaziyetini düşündüğümde, ilk sorum hep şu olur: Acaba hak ettiğimiz kaderi mi yaşıyoruz, acaba vaziyetimiz ve mağlubiyetlerimiz konusunda daima başkaları mı suçlu? Eğer biz suçluysak -ki ben böyle olduğu kanaatindeyim- yapmamız gereken neyi yapmadık, yahut yapmamamız gereken neyi yaptık? Bana göre bunlar, bizim imrenilmeyecek vaziyetimizle ilgili iki kaçınılmaz sorudur.
  • Ey teslimiyet, senin adın İslam’dır.
  • Hayat kısa sözüne hiç itibar etmedim. Çünkü yeterince uzun yaşadığımı düşünüyorum
  • Hiç kimse intikam peşinde koşmamalı, sadece adaleti aramalıdır. Çünkü intikam sonu olmayan kötülüklerin de kapısını açar. Geçmişi unutmayın ama onunla da yaşamayın.
  • Hukuk benim için sadece meslek değil inancım, yaşam tercihim ve hayat felsefem.
  • İktidara gelirseniz, hal ve hareketlerinize dikkat edin. Kibirli olmayın, kendini beğenmişlik etmeyin. Size ait olmayan şeyleri almayın, güçsüzlere yardım edin ve ahlak kurallarına uyun. Unutmayın ki sonsuz iktidar yoktur. Her iktidar geçicidir ve herkes, er veya geç, önce milletin ve nihayet Allah’ın önünde hesap verecektir.
  • İnsan şahsiyetini alçaltan, onu eşyayla bir tutan her şey gayri insanidir.
  • Kabile ve ulusun dar sınırlarından kurtulmak için kendinizi Müslüman olarak düşünmeye başlayın.
  • Kaybedenlere karşı duyduğumuz sempati asla aklımızdan kaynaklanmamaktadır. Bu sadece öldükten sonra anlayabileceğimiz, yani bu dünyaya ait olmayan bir duygudur.
  • Kur’an edebiyat değil, hayattır; dolayısıyla O’na bir düşünce tarzı değil, bir yaşama tarzı olarak bakılmalıdır.
  • Nefrete nefretle cevap vermeyin. Bosna için nefret çıkmaz sokaktır. Nefret sadece bizim ruhlarımızı zedelemiyor, Bosna’nın özünü de zedeliyor.
  • Okumak özgürlüktür.
  • Ölmeye hazır olan insanlar, ölmeye hazır olmayanlara karşı galip gelirler.
  • Putları reddet, idealleri koru.
  • Savaşta büyük zulme uğradınız. Zalimleri affedip affetmemekte serbestsiniz. Ne yaparsanız yapın ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.
  • Şimdi güneşin altındaki yerimizi alma zamanı.
  • Tanrısız ve insansız bir dünya cenneti kurmayı hayal edenler, bu hayallerinin enkazı altında kalmaya mahkumdurlar.
  • Uzun hayatım boyunca pek çok iş yaptım. Ancak bugüne kadar ki en zor işim Dayton’daki anlaşma masasına oturmak oldu. Benim derdim muzaffer bir komutan olarak anılmak değil, ülkeme koltuğumun altında makul bir barış anlaşması ile dönmekti. Sırplar sadece benim önerilerime ters düşen önerilerle değil, aynı zamanda tüm adalet ve insanlık duygularına ters düşen önerilerle çıkıyorlardı karşıma. Böyle bir barışı kabul etmek çok zordu. Ancak çok zor olan başka bir şey vardı; eve “savaşa devam ediyoruz” cümlesi ile dönmek. Bu yapılması neredeyse imkansız bir tercihti ve ben kendimi çarmıha gerilmiş gibi hissediyorum.
  • Ve her şey bittiğinde, hatırlayacağımız şey; düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.
  • Yaradanın iradesine teslimiyet, insanların iradelerine kârı bağımsızlık demektir.
  • Yugoslavya Hükümetini diyemem ama Yugoslavya’yı çok severim. Fakat itiraf edeyim ki özgürlüğü daha çok severim.
  • Biz savaşı öldüğümüz zaman değil, düşmanlarımıza benzediğimiz zaman kaybederiz.

Özgürlüğe Kaçışım adlı eserinden alıntılar:

  • Kadınların ev dışında istihdamı ve üretime katılması yönündeki ısrarlı baskının psikolojik bir şekli de vardır: Bu, doğum yapmak, çocuk yetiştirmek ve aileye bakmak yoluyla kadının evde ürettiği iktisadi değerlerin tanınmamasından oluşur. Günde 10-12 saatini eve ayıran bu işçi, bu ev hanımı, istatistiklerimiz tarafından işsiz olarak sunulur ve “çalışmayan unsur” başlığı altında tasnif edilir. Hepimiz bir kadının ne kadar meşgul olduğunu bilir ama aynı zamanda görmezden geliriz. Kadının çalışmasının bu şekilde gözardı edilişi, evi terk edip ailesine sırtını dönmesi için ona yapılan baskının bir başka ve bu kez ahlaki bir şekildir. İslam kültürü diğer yöne gitmek zorundadır. Bunun başlangıcı da, annenin ev hanımının işinin tanınması olacaktır.
(Aliya İzzetbegoviç, Özgürlüğe Kaçışım-Zindandan Notlar, 382. Not)
  • Hayat tehlikeli bir şeydir. Güvensizlik yaşamanın bedelidir. Sadece ölenler ile asla doğmayacak olanlar mutlak anlamda güvendedirler.
(Aliya İzzetbegoviç, Özgürlüğe Kaçışım-Zindandan Notlar, 534. Not)
  • Ama ben insanın sorumluluklarından kolayca kaçabileceği Tanrısız bir dünya anlayışını kabullenemezdim.
(Aliya İzzetbegoviç, Özgürlüğe Kaçışım-Zindandan Notlar, 2156. Not)
  • Şunu unutmamalıyız: Hz. Muhammed putperestlere karşı savaştı, ama onlarla anlaşma da yaptı.
(Aliya İzzetbegoviç, Özgürlüğe Kaçışım-Zindandan Notlar, 2226 Not)
  • İslâm tarihi henüz yazılmayı bekliyor. El’an bu başlık altında mevcut olan şey gerçek tarih dışında her şey. Bu da şaşırtıcı değil. İslam tarihi objektif bir zihin ve ihtisasa dayalı olarak değil fakat ya ateşli bir nefret veya ateşli bir aşkla yazılmıştır! Aşk ve nefret şiir yazabilir, tarih değil.
(Aliya İzzetbegoviç, Özgürlüğe Kaçışım-Zindandan Notlar, 2358. Not)
  • Müslümanların hızla artan büyük nüfusuyla övünmemiz, bana şişmanlığıyla övünen ve aldığı yeni kilolardan haz duyan bir adamı hatırlatıyor. Ruhumuza, aklımıza ve başarılarımıza vurgu yapmaya ne zaman başlayacağız? Küçük ve kırılgan bir insanda bile insanlığa katkıda bulunabilecek büyük bir ruh bulunabilir. Gücümüz, bilimimiz, edebiyatımız nerede? Nerede buluşlarımız, küllî iyiliğe katkılarımız?
(Aliya İzzetbegoviç, Özgürlüğe Kaçışım-Zindandan Notlar, 3093. Not)
  • İnsanlar daima bir şeyler kutluyor, ayin yapıyorlar. Kutlama yapılmaksızın duramazlar. Sâni ‘Teâlâ’ya ibadet etmezlerse, onun eserine ibadet ederler. Hâlık Teâlâ’ya secde etmezlerse mahlukata secde ederler. Tüm fark budur, ama esaslıdır.
(Aliya İzzetbegoviç, Özgürlüğe Kaçışım-Zindandan Notlar, 3156. Not)
  • Bazen İslam bana bütünü itibarıyla, insanın bir melek olmaya çalışmaksızın -çünkü olamaz- ve kendisini hayvan seviyesine düşürmeksizin -çünkü bir hayvan olmamak zorundadır- kendi tabiatına bağlanması yönünde yapılmış bir talep gibi gelir.
(Aliya İzzetbegoviç, Özgürlüğe Kaçışım-Zindandan Notlar, 3639. Not)

İzzetbegoviç ve Masonluk:

Aliya İzzetbegoviç
İzzetbegoviç, kitabında “birinci dereceden sakıncalı” bir konuya yani masonluğa da değinmişti:

“Yahudi dini (apocalyptic) edebiyatında Mesih öç alan ve adaleti icra eden kişi olarak övülmektedir. Yahudi adaletinin esas tutumu işte budur. Burada, yani dünyadaki cennet fikri özünde Yahudidir ve sadece içeriği bakımından değil, kaynağı itibarıyla da öyledir. ‘Bu kalıbı Aziz Augustin Hıristiyanlığa, Marx ise sosyalizme intibak ettirmiştir.’ (B. Russel, The History of Western Philosophy). ‘Yeryüzünde cennet’ isteyen bütün ihtilaller, ütopyalar, sosyalizmler ve diğer akımlar özünde Eski Ahit’ten (Tevrat) ileri gelmektedir, Yahudi kökenlidir.

İnsanlığın bilim temeli üzerinde rönesansını vaat eden mason düşüncesi de pozitivist ve Yahudi kökenlidir. Pozitivizm, masonluk ve Yahudilik arasındaki iç ve dış bağlantıları araştırmak şüphesiz ilginç olurdu. Böyle bir araştırma sadece düşünce yönünde değil, son derece açık bağlantı ve tesirler de ortaya çıkacaktır.” (Doğu ve Batı Arasında İslam, Aliya İzzetbegoviç, sf.277)
9 yıl sonra hapisten çıktığında, İzzetbegoviç kendisini seven, destekleyen kitlelerle karşılaştı. Demokratik Hareket Partisi-SDA’yı kurdu. 1990 yılında yapılan ilk çok partili seçimde SDA birinci parti durumuna geldi. Stadyumlarda, on binlerce kişinin katıldığı SDA toplantıları yapılıyordu.

“İzzetbegoviç Devlet Başkanlığı’na getirildiğinde tam bir halk kahramanı haline gelmişti. Osmanlı Devleti’nin bölgeden çekilmesinden sonra başlayan ve günümüze kadar süren katliam, tehcir, baskı ve eziyet döneminden sonra Müslümanların haklarını cesaretle savunması, halkın onu ‘Aliya, Aliya’ çığlıklarıyla bağrına basmasına yetmişti.” (Doğu ve Batı Arasında İslam kitabının önsözü)

İzzetbegoviç’in önderliğindeki Bosna, elbette yeni düzenin patronları için kabul edilir bir güç değildi. Müslümanların nüfusu arttığı gibi, her türlü engellemeye rağmen Müslüman halk daha da bilinçleniyordu:

“Ben şimdiye kadar daima Müslüman kaldım ve bundan sonra da Müslüman olarak kalacağım. Bugün İslam için çalışmaktayım ve hayatımın sonuna kadar da İslam için çalışacağım. Çünkü benim için İslam, yüce, iyi ve güzel olan her ne varsa hepsinin diğer adıdır.” 14 yıl hapse mahkum olmadan önce İzzetbegoviç bunları söylüyordu. 1989’da hapisten çıktığında kendisini ve davasını seven Bosnalı Müslümanların desteğiyle karşılaştı. Kendisine bağlanan yığınlar, çoktan locaları rahatsız etmeye başlamıştı.

“Bosna-Hersek’in etnik yapısı, son on yılda daha büyük bir Müslüman çoğunluğa doğru kaydı. Müslümanların doğum oranı diğerlerine göre daha yüksekti. Ayrıca, 1981 yılında kendilerini ‘Yugoslav’ olarak tanımlayan %7.9’luk nüfusun önemli bir bölümü, 1991’de kendini ‘Müslüman’ olarak tanımlayacaktı.” (Remaking the Balkans, Christopher Cviic, sf.76)

“Komünist rejimin gücünü yitirdiği ve hürriyetin doğduğu kısa dönemde (1990-1992), Bosna, bir ‘İslami Rönesans’ın güçlü gösterilerine sahne oldu. Televizyonlarda sıkça görünen İslami mesajlar, bunlara pek alışık olmayan Yugoslav toplumunu oldukça şaşırttı.” (Who Are The Bosnian Muslims and What is The Background of The Present Conflict in Their Home-Country?, Prof. İsmail Baliç, sf. 7)
İzzetbegoviç gibi bir liderin önderliğinde, büyüyen ve bilinçlenen bir İslam topluluğunun Avrupa’nın ortasındaki varlığı büyük bir problemdi. Belgrad Locası yıllar önce, bu topluluğun “etkin bir konuma gelmesi”nin doğuracağı sakıncalardan bahsetmemiş miydi? İzzetbegoviç’in “sakıncalı” sözleri çoktan locaların kulaklarını tırmalamaya başlamıştı.
Böyle bir liderin önderliğindeki Bosna, yeni düzenin patronları için ne anlama gelirdi? Sistemin karanlık isimleri, kurmak istedikleri din dışı sisteme karşı en büyük hedef olarak İslam’ı seçmişlerdi. Şimdi, Avrupa’nın ortasında, modern ve “Avrupalı” bir toplum olan Bosnalı Müslümanlar, İzzetbegoviç’in hedeflediği gibi Müslüman ve modern bir devlet kurarsa ne olurdu? Belli ki, bu gidiş menfaatperest ve dünya genelinde pek çok karanlık ittifaklar kurmuş çevreler için son derece tehlikeliydi. Zaten vahşi saldırıları sırasında Sırplar da, “İslam’a karşı Avrupa’nın tarihsel misyonu”nu yerine getirdikleri yalanını öne sürüyorlardı:

“Sırplar Batı kamuoyuna sistemli bir şekilde şu mesajı vermektedirler: ‘Eğer Avrupa’nın göbeğinde İsrail’e rövanş olacak bir İslam devletinin kurulmasını istemiyorsanız, bizi ve bu askeri eylemimizi doğrudan veya dolaylı yollardan destekleyiniz. Biz, Avrupa’nın genel çıkarları adına hareket ediyoruz’.” (Bosna-Hersek ve Türkiye, Yrd. Doç Dr. Mediha Akarslan, sf. 51)

Hakkında Bosna

Bunu Da Dene

saraybosna taksi

Saraybosna Taksi

Bosna Hersek’e gidince Saraybosna’ya gitmemek olmaz tabi ki. Ulaşımınızı Saraybosna taksi ile karşılamanız için size …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir